DOĞADAKİ EN SEVİMLİ YARATIKLAR : KIZIL TİLKİLER

0

Birkan ÇELİK

Kış aylarında, Doğu Anadolu Bölgesinde, otoyolda aracınızla seyahat ederken, uzaktaki tepelere doğru yürüyen Kızıl Tilkilere sıklıkla rastlayabilirsiniz. Bunun için dikkatli bir gözlemci olmanız yeterlidir. O sevimli yaratıklardan birini görüp aracınızı yol kenarında durduğunuzda ilk anda,  sesi kesilen motor yeni bir durum yarattığından bir an durur, uzaktan alay edercesine, ancak dikkatle ve merakla size bakar. Genelde yüksek kesimlik ormanlık alanlarda yaşıyor olsalar da yiyecek bulmak üzere köy kenarlarına kadar inmiş olmaları daha alçak, daha az kar alan bölgelerde yiyeceklerine daha kolay ulaşmak içindir. İki ila beş yıl arası ömürleri olan bu sevimli canlılar, elli metre mesafeye kadar hassas bir şekilde sesleri duymaları ve koku almaları nedeniyle harika bir fare avcısıdırlar. Bu sayede yetmiş beş cm. boylarıyla kar altındaki avını duyup kokusunu alarak kuyruk ve bacaklarından aldığı güçle avına doğru ustalıkla zıplamaları, görülmeye değerdir.

Otoyol kenarlarına kadar inmelerinin bir diğer nedeni de araçların çarptığı diğer canlılarla da besleniyor olmalarıdır. Ne yazık ki bazen kendileri de bu hazin sona uğrarlar. Diğer düşmanlarıysa kurt, kartal, vaşak ve tabi ki kümes hayvanlarını yürüttükleri köylüler ve onların köpekleridir.

Zorlu kış aylarından sonra mart ayında çiftleşme dönemleri başlar ki onları bu sonsuz beyazlık içinde görmek zorlaşır. Çünkü yer altındaki tünellere, kanallara, oyuklara girerler. Tekrar yavrularını dünyaya getirdikleri mayıs ayları başların da yeniden ortaya çıkarlar. Bahar aylarında besin seçenekleri, böcekler, çekirgeler ve otlar olmak üzere görece çeşitlenir. Bu yüzden de gerçekten doğadaki en iyi dengeleyiciler arasında yer alırlar. Giderek genişleyen yerleşim alanları, yok olan ormanlar ve yaban hayatı nedeniyle insanlarla beraber mecburen yaşamaya, çöplükler ve insan artıklarıyla beslenmeye adapte oldukları bile söylenebilir. Bu adaptasyon süreciyle ilgili bazen öyle hikâyeler işitirsiniz ki duyduklarınıza inanamazsınız.  Doğubeyazıt’ta, İshak Paşa Sarayına bakan muhteşem manzaralı bir kafeteryada otururken, mekanın müdavimi olmuş, belli günlerde gelip yiyecek tayınını almak üzere lokantanın içine kadar emin adımlarla yürüyen tilkinin hikayesini öğrenirsiniz bir gün.  Köyün birinde her gün alışkanlıkla aynı evin penceresine bırakılan bir somun ekmeği almaya gelen bir başka tilkinin, bir gün evin kedisiyle yaptıkları ekmek kavgasını dinlersiniz …

Aracınızla seyahat halinde olduğunuz şanslı bir gün, yol kenarında, size yüzlerce metre uzakta yürürken görüp fotoğraf çekmek üzere aracınızı durduğunuz anda, o da durup tüm dikkatiyle uzaktan size bakar. Bir süre bakışırsınız. Hareketsiz durduğunuz süre boyunca sorun yoktur ancak en ufak hareketinizi gördüğü anda, bulunduğu noktadan telaşsız ama kararlı adımlarla uzaklaşmaya başlar. O sırada fotoğraf makinanızı çekim için hazırlamış olduğunuz için, son bir kez daha size bakması için içinizden adeta yalvarırsınız. Sırtını makinanıza dönmüş halde, bembeyaz karların üstünde seke seke, alaycı, vurdum duymaz halde uzaklaşmaya devam eder. İçinizden “hadi hadi, lütfen, son bir kez daha geriye dönüp buraya, bana bak” diye tekrarlarsınız. En sonunda dudaklarınızı büzerek öpücüğe benzeyen bir sesi kuvvetle çıkartırsanız, işte o an durur, geriye dönerek başını çevirir ve uzaktan tüm dikkatiyle birkaç saniye size bakar. Bu ses yakaladığı farenin sesine benzemektedir çünkü.  Denklanşöre basma zamanıdır. O anı kaçırmak istemezsiniz.  Çünkü birkaç saniye süren bu büyülü andan sonra sırtını dönüp beyazlığın üstünde bir hayal gibi kaybolur. .

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here